“Zor günler sona erdi, daha zor günler bizi bekliyor” diye bir söz vardır. Bilirsiniz.. Şu anda hem dünya hem de ülkemiz için bunu söylersek yanlış olmaz.

Dünya nüfusunun yüzde 33’ü açlıkla boğuşuyor, susuzluk had safhada, her bölgede silahların kan kustuğu gerçeği de karşımızda. Ve bu sorun azalmıyor artarak devam ediyor. Dünya için böyle ya Türkiye?!

Dünyayı koyduk bir yana Türkiye’ye bakalım. Farklı değil. Ekonomi kötü ötesi. İç siyaset karmakarışık, dış siyaset iyi gitmiyor.

Çözüm üretecek siyasi irade ise şaşkın durumda. Devasa sorunlara çözüm üretemiyor. Gerçeklikten kopmuş, anlık tedbirlerle ya da söylemlerle günü kurtarmaya çalışıyor.

AKP iktidarının temel çıkmazı psikolojik üstünlüğü kaptırması. Halkın güveni gittiği zaman onu toparlamak çok zor. Erdoğan’ın da seçimden sonra işaret ettiği duygusal kopuş artarak devam ediyor. Emeklisi, dulu, yetimi çalışanı çalışmayanı AKP’den süratle kaçıyor. AKP’nin adeta içi boşalıyor.

İtiraz edenleriniz olacaktır. Argüman olarak da yüzde 30’un altına inmeyen seçmeni gösterecektir. Doğru. Ancak unutmayın, AKP buraya yüzde 50’den geldi. Bu birincisi. İkincisine gelince şu anda destek artı eksi 2, yüzde 30 dolayında. 25 yıllık bir iktidar için bu normal. Yüzde 30’un yarısı fanatik seçmen. Her ne olursa olsun asla partisinden vazgeçmez. Kalan yüzde 15 ise mevcut sistemden maddi-manevi beslenenler. Dolayısıyla yüzde 30’un altını görmesi AKP için zor. Muhalefet de hesabını buna göre yapmalı. Ancak mevcut sistemde yüzde 30 iktidar için yeterli değil.

Psikolojik üstünlüğü kaybetti dedik. Açalım bunu.

İki noktada AKP seçmeni ikna edemiyor. Birincisi; CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar.

İkincisi ise; “Terörsüz Türkiye” başlığı altında başlattığı 2. Çözüm Süreci.

Belediyelere yapılan operasyonların tamamına yakını yolsuzluk odaklı. Bir iş insanının ifadelerinden yıla çıkılarak başlatılan operasyonlar. Vatandaş soruyor: “Bu iş insanı AKP’li belediyeler ve bakanlıklarla da iş yapmış. Üstelik daha fazla ihale almış. Yolsuzluk sadece CHP’li belediyelerde mi?”.

Sorusunun cevabını alamayınca yaşananları değerlendirip kararını kendisi veriyor. “Diğerlerine operasyon yapılmıyorsa o zaman bunun adı siyasi operasyondur.” diyor.

Siyaset algılar üzerinden yürür. Ve genel olarak vatandaşın algısı bu yönde. Özlem Çerçioğlu transferi de bu algıyı güçlendiren bir başka unsur oldu.

AKP’li gazeteciler yazdıkları yazılarda, ekranlarda yaptıkları konuşmalarda yalnız kaldıklarını söylüyorlar. Ve AKP’li vekillere dönüp “bir tweet bile atmıyorsunuz” diyerek sessiz kalan AKP’li vekilleri, AKP seçmenine şikayet ediyorlar. AKP’li vekillerin bile benimsemediği, sahiplenmediği operasyonları halk niye benimsesin, niye sahip çıksın ki?

Bir başka örnek alanlar. CHP mitingleri başlatınca her kesimden dudak bükerek bir ay süre vermişlerdi. Ancak 5 ay oldu. CHP’nin mitingleri aynı coşkuyla devam ediyor. CHP tabanı inanılmaz motivasyonlu. Genel Başkan Özgür Özel’in ateşli konuşmaları ise tabanda yankı buluyor.

Operasyonların CHP’li belediye başkanlarına yapılması, AKP’li vekillerin olayı sahiplenmemesi ve CHP tabanının aşırı motivasyonu psikolojik üstünlüğü doğrudan muhalefete veriyor.

Çözüm süreci ise AKP açısından bir başka sıkıntı. Komisyona İYİ Parti'nin katılmaması durumu farklılaştırdı. Bunun yanında Zafer Partisi ve Anahtar Partisi gibi milliyetçi partilerdeki oy yükselişlerini de doğru okumak lazım.

Sürecin beklendiği gibi ilerlememesi de vatandaşın dikkatinden kaçmıyor. Özellikle SDG’nin silah bırakmama konusundaki ısrarı soru işaretlerini büyütüyor ve projeye olan inancı zayıflatıyor. Bunun yanında DEM Parti'den gelen “şımarık” açıklamaları da vatandaş hafızasına not ediyor. Vardığı kanaat ise olumlu değil.

Dolayısıyla AKP bu iki konuda ciddi sıkıntı yaşarken, ekonomik koşullar da işin tuzu biberi oluyor.

Sadece bunlar değil tabi ki. Bir sonraki yazıda işleyeceğim AKP içinde kopan fırtınalar da var.

Bütün bunları topladığınızda AKP’nin psikolojik üstünlüğü kaybettiğini ve artık ülkeyi yönetme kabiliyetinden çok uzaklaştığını söylemek zor değil.

Esen kalın..