Eski gücün çöküşünü seyrediyoruz...

Dünya hızla değişiyor. ABD bir zamanlar her krize yön veren, her coğrafyaya uzanan bir devdi. Bugün o Amerika yok. Gücünün gölgeleri hâlâ ortalıkta dolaşıyor ama kendisi sahneden çekiliyor.

Afganistan’dan Irak’a, NATO’nun doğuya genişlemesine kadar atılan adımlar bir zamanlar Mackinder’ın Heartland Teorisinin Amerikan yorumuydu. “Avrasya’yı kontrol eden dünyayı kontrol eder” sözü, Washington’ın özgüveninin temeliydi.

Ama o özgüven artık tarihte kaldı. Heartland’ın kapısı sessizce başka bir güce açılıyor.

AFGANİSTAN ÇEKİLİŞİ: ABD'NİN KENDİ KAPISINI KAPATMASI

ABD’nin Afganistan’dan çıkışı, sadece bir geri adım değil; dünya düzeninde bir kırılma anıdır.
Yirmi yıldır Heartland’ın eşiğinde tutmaya çalıştığı konum bir günde çöktü. Bu çöküş üç sonucu beraberinde
getirdi:

- Kapı Çin’e açıldı. ABD’nin bıraktığı boşluk Pekin için altın fırsata dönüştü.
- Rusya–Çin hattı güçlendi. Avrasya’nın iki devi, Amerika’nın yokluğunda daha da yakınlaştı.
- Amerika’nın güvenilirliği çöktü. Müttefikler artık Washington’ın sözünü ciddiye almıyor.

Bu tablo, bir gerçeği yüzümüze çarpıyor: ABD, Avrasya’nın merkezinden dışarıya itildi.

ESKİ AMERİKA'NIN OYUNU BİTTİ

Bir dönem ABD’nin amacı Avrasya’yı hep bölünmüş halde tutmaktı. Enerji yollarını kontrol edecek, Heartland’a kimseyi sokmayacak, dünyanın merkezini uzaktan yönetecekti.

Afganistan işgali bile bu planın bir parçasıydı. Terör söylemi ayrı, jeopolitik hedef ayrıydı. Washington, Avrasya’nın kalbine bir “kilit taşı” koyduğunu zannediyordu.

Bugün o taş çoktan yerinden oynadı. ABD artık kendi kurduğu düzeni bile sürdüremiyor.

YENİ GÜÇ: ÇİN SESSİZ AMA HIZLI GELİYOR

ABD’nin askeri gücünün çözemediği denklem, Çin’in ekonomik ağıyla çözülüyor. Çin demiryolu döşüyor, liman kuruyor, kredi veriyor, altyapı yapıyor. Afganistan’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir ağ oluşuyor. Ve bu ağın her düğüm noktası Çin’i güçlendiriyor. Bu yüzden dünya yavaş yavaş şu gerçekle yüzleşiyor: Eski hegemon gücünü kaybediyor; yeni güç Avrasya’nın merkezine doğru yürüyor.

TÜRKİYE: AVRASYA'NIN DEĞİŞMEYEN HAKEMİ

Bütün bu çalkantılar arasında bir ülkenin önemi katlanarak artıyor: Türkiye.

Haritalar değişiyor, güç dengeleri savruluyor, ittifaklar yeniden kuruluyor ama Türkiye’nin yeri değişmiyor. Çünkü Türkiye bu büyük coğrafyanın kilit taşıdır.

Heartland’ın batıya açılan kapısı bizde.
Orta Doğu’nun kuzey eşiği bizde.
Avrupa güvenliğinin sınırı bizde.
Kafkasya’nın dengesi bizde.
Karadeniz’in kilidi yine bizde.

Bugün dünyanın sorduğu soru çok basit: Boşalan alanı kim dolduracak?
Cevap da aynı derecede basit: Türkiye.

ANKARA'NIN GÜCÜ WASHİNGTON'IN ZAYIFLIĞIYLA ARTIYOR

ABD geri çekildikçe, Türkiye’nin ağırlığı kendi kendine büyüyor.

NATO’nun güney kanadı Türkiye’ye dayanıyor.
Avrupa’nın enerji güvenliği Türkiye’ye bağlı.
Çin’in Avrupa’ya uzanan ticaret yolları Türkiye’den geçiyor.
Rusya’ya karşı denge yine Türkiye üzerinden kuruluyor.

Washington’ın zayıflığı Ankara’yı güçlendiriyor. Bu yeni dönemde Türkiye pazarlık masasına artık “mecburi ortak” olarak oturuyor.

ORTA KORİDOR: ÇİN'İN KAPISI, TÜRKİYE'NİN ANAHTARI

Çin’in Kuşak-Yol Projesi için Orta Koridor sadece bir güzergâh değil; vazgeçilmez bir omurga.

Ve bu omurganın tam ortasında Türkiye var.
Türkiye olmadan Çin’in Avrupa planı eksik kalıyor.
Enerji Türkiye’den geçiyor.
Ticaret Türkiye’den akıyor.
Denge Türkiye üzerinden kuruluyor.

Kısacası: Çin kapıyı aralıyorsa, anahtar Ankara’da.

SONU: YENİ HARİTA TÜRKİYE'NİN ETRAFINDA ÇİZİLİYOR

Amerika’nın gücündeki değişim sadece ekonomik faktörlere bağlı değil. Dünya düzeninin merkezi artık Amerika değil, Avrasya’nın kalbinde. Bu yeni merkezde, Çin’in etkisi giderek artıyor. Yani, dünya sahnesinde dengeler değişiyor ve Çin, bu değişimin önemli bir aktörü olarak öne çıkıyor.

Türkiye ise bu yeni güç yarışının tam ortasında, belki de en kritik noktasında duruyor. Haritalar yeniden çizilirken tarih bize bir kez daha aynı cümleyi söylüyor: Bu coğrafyada Türkiye hesaba katılmadan hiçbir oyun kurulamaz.