Ahi, Arapça "kardeş" anlamına gelmekle birlikte, Dîvânu Lugâti't-Türk'te Kaşgarlı Mahmut, kelimenin Türkçe, "cömert, yiğit, koçak, eli açık" anlamlarına gelen "akı"dan geldiğini yazar.
Türkçe "Akı", Arap kültüründe "genç, yiğit, cömert” anlamındaki "fetâ"nın karşılığıdır. Yani "Arap fütüvveti", Türklerde "Ahilik" olarak ortaya çıkmıştır.
Prof. Dr. Mikail Bayram, batı ortaçağ şövalye geleneğine benzettiği fütüvvet hakkında şunları söyler: "Arap kültüründe ideal kahraman, sehavet ve şecaat timsali olan Fütüvvet erinin adı 'Feta', İran kültüründe 'Cevanmerd', Türk kültüründe 'Akı'dır."
Abbasi Devleti'nin sona ermesiyle Fütüvvet, sahneyi Türk Ahiliğine bırakır.
* * *
Çeşitli Türk lehçelerinde kullanılan ve ansiklopedilerde “uzunlamasına açılan el yazması kitap veya defter” olarak tanımlanan "cönk" bir mecmua türüdür. "Devlet Ana" romanında Kemal Tahir, Ahilik erkân toplantılarının başında kullanılan bir Ahi Cöngünü Bacıbey oğlu Kerim Çelebi'ye okutur.
Metinde, "Rum ülkesinde, âdemoğlu, Türkçe söyleyip bilişir" denilmektedir.
Kerim Çelebi, üç kez öpüp başına götürdüğü cöngü açarak şu satırları okur:
“Şöyledir bilin ey ihvanlar, ey dostlar ve de ey mert yoldaşlar! Ahilik çok ulu kattır ve de saygılı basamaktır. Ama onu gördüm ki, bölüklerimize şeytan uğramış, yiğitlerin gönül gözlerini bağlamış. 'Bundan böyle, hiçbir yolsuzluk bize erişebilemez' diye kibirlenmişler, çizgiden çıkmışlar, doğruluğu şuraya koyup eğriye sapmışlar. Sohbetler, yârenler bozulmuş, sofralara haram girmiş, nefisler kuduz canavar gibi azgınlaşıp gem almaktan çıkmış. Alplığın yerini yavuzluk, utanmanın yerini yüzsüzlük kapmış. Bilmekliğin uyanık ışığı sönüp bilmezliğin uykulu karanlığı yerin yüzünü sarmış. Ahiler, pir kapılarını boşlayıp beyler kapısına birikmiş... Oysa, bu dünyada, her bir nesneye bozuntu elverir, ahiliğe erişebilemez!”
Metnin devamında Ahi'nin yolculuğu özetlenir: "Yiğitlik yönelmektir, Ahilik başlamaktır ve de Ahi Babalık gerçeğe ulaşmaktır."
Bu geleneğe göre "yiğit", nefsine hâkim olma konusunda yiğitlik gösteren kişiye denilir. “Yiğit, nefis putunu kıran kişidir” denilmiştir.
Dilenci veya yardım talep edenlerin geldiğini görünce sıvışmamak, insanlara eziyet etmekten kaçınıp bol ikramda bulunmak, dostların kusuruna bakmamak, ele geçen bir şeyi başkalarının istifadesine sunmak gibi meziyetler bir Ahi'nin olmazsa olmazlarıdır.
Ahiliğin özü, kişinin kendisiyle, kendiliğindenliğe karşı yürüttüğü savaştır. Kuduz canavar gibi azgınlaşıp duran nefs ejderhasını güzel ahlakla alt edebilmektir.
Kerim Çelebi'nin okuduğu Cönk, Ahileri bozulmaya karşı uyanık olmaya çağırır: "Bundan böyle, hiçbir yolsuzluk bize erişebilemez" demek kibir ve gaflettir; eğriye sapmak, çizgiden çıkmaktır.
* * *
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1924 yılında düzenlenen Muallimler Birliği Kongresi'nde öğretmenlere şöyle seslenir: "Tehdit esasına dayanan ahlâk, bir fazilet olmadıktan başka güvene de lâyık değildir."
Yiğitlik ve güzel ahlâk, korkudan değil, özden, bilişten ve iradeden doğar. Cönk'te geçen "yiğitlik yönelmektir" sözünden murat, kendini onarmaya irade göstermektir. Devamı, işe başlamak ve maksada ulaşmaktır.
Maksat nedir? Kişinin kendisiyle yürüttüğü mücadele yoluyla niteliğini yükseltmesi, canını nefsin elinden kurtarması ve olgunlaşmasıdır: "Ahi Babalık gerçeğe ulaşmaktır."
* * *
"Baba" unvanı XII. yüzyılda Türkistan’da Yesevî dervişleri arasında ilgi görmeye başladı. Ahmed Yesevî’nin mürşidi Aslan Baba ve halifeleri Zengi Baba, Maçin Baba gibi nicesi bu unvanla tanınır. Koruyucu figürlere "baba" denilir.
"Ata" ile "baba" kelimeleri aynı anlama gelir.
Ahmed Yesevî’ye de bu sebeple "Yesevî Ata" denilmektedir, yani Yesevî Baba...
Baba geleneği Ahilikte de sürer, Ahilik teşkilatının reisi Ahi Baba'dır. Bektaşîlik ve diğer pek çok tarikatta da "babalık" belli bir eğitim ve terbiyeden sonra erişilen önemli bir makamdır.
Ahi’nin yolculuğu yiğitlikle başlar, baba ocağında, babalıkla tamamlanır. Baba Ocağı, yani Ata Otağı, bir çadır veya mekân değildir. İnsanın olgunlaştığı bir iç evdir. "Bilmekliğin uyanık ışığı" o evde yanar...
* * *
Ahilik, Osmanlı'nın gerileme döneminde çözülmeye başladı.
Karl Marx'ın ünlü, “katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve sonunda insanlar, ciddi olarak kendi yaşam koşulları ve diğer insanlarla olan ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor” tespitinin üzerinden 170 yılı aşkın bir zaman geçti.
İnsanlık, kutsal olan her şeyin dünyevileştiği, sohbetlerin ve yârenlerin bozulduğu, sofralara haram bulaştığı, utanmanın yerini yüzsüzlüğün aldığı bir "şam babalığı" ile yüzleşti.
Kerim Çelebi'nin okuduğu Ahi Cöngü şöyle bitiyordu:
"Şöyle biline ki, Ahilikte miras yürümez, babanın kazandığı oğula geçmez ve de herkesin kendi kazanması kanundur. Ama kazanmak kolay, tutmak çetin... Yüz yıl çabaladın, kazandın, bir gün şaştın, yaramazı işledin, gitti gider."
Ne diyelim, giden ömürden gitsin ama gönülden gitmesin...
Sinan Acıoğlu
babaocagi.com