Kadını görmeyen devlet, kendi sonunu yazar

Dünya kadınların sırtında yükseliyor ama kadınlar dünyanın dört bir yanında öldürülüyor. Modern toplum masalı anlatılırken kadınlar hâlâ hayatları için savaş veriyor. Bizde hâlâ “neden” diye sormaya devam ediyoruz.

KADININ YERİ EV DEĞİL; TOPLUMUN TA KENDİSİDİR

Dünyanın neresine gidersen git, bir ülkenin çürüyüp çürüyemediğini anlamak için kadınların hayatına bakman yeterlidir. Kadınlar görünmez, sesleri kısılmış, şiddet normalleşmişse o ülkede demokrasi laftan ibarettir. Ekonomi büyür, binalar yükselir ama toplum çöker. Çünkü kadının olmadığı bir yerde geleceğin tutunacak dalı yoktur.

TÜRKİYE’NİN CESARETİ: 1934, BİR ÜLKENİN ŞİFRESİ

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının 1934’te verilmesi, sadece bir reform değil, bir meydan okumaydı. Türkiye o gün dünyaya şunu söyledi: “Kadın olmadan modernleşme olmaz.”

Bunu bugün bile anlamayan ülkeler varken biz o adımı bir asır önce attık.

İSVİÇRE GERÇEĞİ: GÖRÜNDÜĞÜ KADAR PARLAK DEĞİL

Avrupa’nın “en medeni ülkelerinden biri” diye gösterilen İsviçre’de kadınların oy kullanması 1971’de
mümkün oldu.
Evet, yanlış okumadınız: 1971.
Hatta bazı kantonlarda kadınlar yerel seçim hakkını 1991’de aldı.

Bugün İsviçre, geçmişindeki bu utancı kapatmak için çırpınıyor.
Kadınların parlamentodaki oranı %40’a dayanmış durumda, üniversitelerde kadınlar çoğunluk.
Ama o gecikmişliğin gölgesi hâlâ ülkenin ensesinde:
“Medeni Avrupa” masalının bile kadın söz konusu olunca çöktüğünün canlı kanıtı.

ATATÜRK’ÜN FARKI: SÖZDE DEĞİL, DEVLETİN KEMİĞİNDE EŞİTLİK

Atatürk’ün kadınlara bakışı, ne süslü cümlelerden, ne törenlerden ibaretti.
O, devletin temel taşlarını kadın-erkek eşitliği üzerine kurdu.
“Bir toplum, cinslerden sadece birinin gelişmesiyle yükselmez” derken aslında şunu söylüyordu:
Kadını geri bırakan millet, kendi mezarını kazar.
Bugün hâlâ onun sözleri bu kadar gerçekse, bu ülkede hala çözmemiz gereken şeyler olduğu içindir.

DÜNYADA KADIN LİDERLER YÜKSELİRKEN…

Bugün İtalya’da Giorgia Meloni adında bir kadın başbakan var. Avrupa’da birçok ülke kadına şiddete ağırlaştırılmış müebbet getiriyor. Kadınlar küresel siyaseti şekillendiriyor.

Giorgia Meloni, İtalya’da kadına şiddet uygulayanlar için geri dönüşü olmayan bir kapı açtı: ömür boyu
müebbet.
Bu düzenleme, Avrupa’nın yıllardır cesaret edemediği kadar açık bir mesaj veriyor: kadına şiddetin artık affı
da bahanesi de yok. Fakat asıl sınav, bu sert hukuki çizginin toplumsal zihniyeti değiştirip
değiştiremeyeceğinde yatıyor
Bu başarılar bize şunu gösteriyor: Kadın mücadele edince, dünya bile yön değiştiriyor.

AMA BİR GERÇEK VAR: HER GÜN KADINLAR ÖLDÜRÜLÜYOR

Bütün bu ilerlemelerin gölgesinde, korkunç bir gerçek büyüyor: Kadın cinayetleri her yıl artıyor.
Öldürülen her kadın, devletin ve toplumun yüzüne çarpılan bir tokat gibi.
Bu tokadı görmezden gelen herkes suç ortağıdır.
“Biz gelişmiş bir toplumuz” diyen herkes, öldürülen kadınların isimlerini tek tek sayana kadar o cümleyi
kurmaya hakkı yoktur.

25 KASIM: TAKVİMDE BİR GÜN DEĞİL, DÜNYANIN EN KARA HAYKIRIŞI

25 Kasım, üç kadın bir diktatörlük tarafından vahşice öldürüldüğü için var. Yani 25 Kasım, bir anma değil.
Bir isyanın, bir çığlığın, “YETER!” diye inleyen milyonlarca kadın sesinin günü.
Bugün hâlâ kadınlar öldürülüyorsa, demek ki 25 Kasım’ın mesajı hâlâ yerine ulaşmadı.