Macron’un Johannesburg’daki G20 Zirvesi sırasında yaptığı açıklamalar, kararın uzun süredir devam eden stratejik bir değerlendirme sürecinin sonucu olduğunu gösteriyor.
Macron, dünyanın “belirsizlikler ve artan gerilimlerle dolu” bir döneme girdiğini vurgulayarak Fransa’nın güçlü bir ulus ve güçlü bir ordu olarak “kolektif bir sıçrama kapasitesine” sahip olması gerektiğini belirtti.
Bu söylem, yalnızca askeri caydırıcılığın artırılmasını değil, aynı zamanda toplumun güvenlik politikalarına daha geniş katılımını hedefleyen bir yaklaşımı işaret ediyor.
1997’de zorunlu askerliğe son veren Fransa'nın yeniden askerlik benzeri bir modele yönelmesi, Avrupa’daki genel eğilimle uyumlu. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası kıta genelinde genç nüfusu savunma kapasitesine entegre etmeye yönelik girişimler hız kazandı.
Fransız Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon’un “Avrupa’daki eğilimin yakından izlenmesi gerektiği” yönündeki açıklaması, kararın ulusal olduğu kadar bölgesel bir bağlama da oturduğunu gösteriyor.
Beklenen yeni modelde yıllık 10.000 ila 50.000 gencin gönüllü olarak orduya katılması, yaklaşık 10 ay sürecek bir hizmete tabi tutulması ve birkaç yüz avroluk bir maaş verilmesi öngörülüyor.
Böylece Fransa, kriz anlarında hızlıca harekete geçirilebilecek, yarı sivil yarı askeri nitelikte geniş bir insan kaynağı oluşturmayı hedefliyor. Bu model, klasik zorunlu askerlik uygulamalarından ziyade “stratejik esneklik” ve “toplumsal dayanıklılık” kavramlarına dayanıyor.
Fransız ordusundaki mevcut 200.000 aktif asker ve 47.000 yedek gücün 2030’a kadar sırasıyla 210.000 ve 80.000’e çıkarılması planlanıyor. Gönüllü hizmet modeli, bu kapasite artışının sürdürülebilir şekilde sağlanması açısından kritik bir tamamlayıcı unsur olarak değerlendiriliyor.





