Başkentin nefes aralığı: Ankara Film Festivali’nin sessiz direnci

Ankara… Sadece siyasi kararların değil, kültürün de kalbinde atan bir şehir. Sonbaharın günlerine saklanmış bir sinema festivali… 36. Ankara Film Festivali, bu yıl yine başkentin ruhunu perdede yansıttı, salonları doldurdu, kahkahalar ve sessiz hayranlıklarla yankılandı. Büyülü Fener’de yapılan gösterimler, tartışılan filmler ve sokaklarda karşılaşılan izleyici sohbetleri, festivali sadece bir gösterimden öte bir deneyim hâline getirdi. Yıllardır festival takip eden biri olarak, yürüyerek sinemaya gitmek ve festival boyunca sinema bileşenleriyle bir araya gelmek benim için ayrı bir keyifti. Kızılay Kavaklıdere, bir hafta boyunca sinema ile nefes alan bir yaşam alanına dönüştü.

Salonlarda otururken, perdede anlatılan hayatları izliyor; Ankara’nın gri sokaklarından çıkıp bambaşka dünyalara dokunuyormuş gibi hissediyoruz. “Tavşan İmparatorluğu” gibi filmler sadece ödüller kazanmakla kalmıyor; izleyicide bir sorgulama yaratıyor. Kim bilir, belki bir izleyici o an kendi hayatını, kendi “tavşan imparatorluğunu” fark ediyor.

Ödül törenleri ise festivalin kalbinde ayrı bir ritim yaratıyor. Genç yönetmenler umutla, bazen titreyen heyecanla sahneye çıkıyor. Kadın sinemacılar için zorluklar büyük, ama bu festivalde cesaret ve inanç öne çıkıyor. Her ödül, sadece bir film için değil; sinema yapmakta ısrar eden herkes için bir selam gibi.

Bu festivalin köklü geçmişi, onu sadece bir gösterim değil, yaşayan bir platform hâline getiriyor. 1988 yılında Mahmut Tali Öngören ve Aziz Nesin gibi kültür ve sinema dünyasının önemli isimleri tarafından kurulan Ankara Film Festivali, başkentte sinemayı yaygınlaştırma ve izleyici ile yapımcıyı bir araya getirme misyonuyla yola çıktı. Kuruluşundan itibaren Mülkiyeliler Birliği ve Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı’nın desteğiyle festival hem sanatsal hem de akademik bir kimlik kazandı.
Bugün festivalin bayrağını taşıyan isim İrfan Demirkol. Kurucuların vizyonunu günümüz koşullarına uyarlayan Demirkol, hem festivalin yürütücülüğünü yapıyor hem de Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı’nın yönetiminde aktif rol alıyor. Onun liderliğinde festival, genç yönetmenleri destekleyen, kadın sinemacıları görünür kılan ve başkentin kültürel yaşamına renk katan bir platform olmaya devam ediyor.

Festivalin aldığı destekler de bu sürekliliğin önemli bir parçası: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi ve çeşitli özel sponsorlar festivale mali ve lojistik katkı sağlıyor. Ne yazık ki bu destekler her zaman yeterli değil; festivalin pek çok bölümü, yaratıcı ekibin gönüllü çabası ve sinema tutkusuyla yürütülüyor. Festivalin başkent sokaklarını sinemanın büyüsüne bırakacak kadar büyümesi, daha kapsamlı finansal bir desteğe ihtiyaç duyuyor.

Ankara Film Festivali bana göre sadece film izlemek değil; şehirle, insanlarla ve kendi hayallerimizle yüzleşme alanı. Salonlarda otururken, perdede hayat bulan karakterlerle empati kuruyor, bazen gülüyoruz, bazen derin bir sessizliğe gömülüyoruz. İşte festivalin büyüsü de burada: Sinema sadece bir gösteri değil, yaşayan bir deneyim.

Bu yıl festivalde gördüğüm şey, sinemanın hâlâ umutlu olduğuydu. Belki finansal zorluklar var; ama başkent Ankara’da her izleyici, her yönetmen sinemaya ve hayal etmeye devam ediyor. Ve işte bu, en az ödüller kadar değerli.